Netanyahu’nun Türkiye’den Almaya Çalıştığı “Siloam Yazıtı” Nedir?

Siloam Yazıtı ya da bir diğer adı ile Şiloah Yazıtı, 1880’de Kudüs’te oynayan bir Yahudi çocuk tarafından bulunan, Yahudiler için çok önemli olan bir yazıt. 1880 yılında dönemin Yahudiler Arasında Hristiyanlığı Yayma Londra Cemiyeti Mesleki Eğitim Enstitüsü başkanı olan Conrad Schick’in 16 yaşındaki olan bir öğrencisi, oyun oynarken Hezekiah Tüneli’nin (Siloam Tüneli) girişine yakın bir noktada, duvara oyulmuş metni fark etti.
Bu tünel, Kudüs’ün güneyindeki Gihon Pınarı’ndan şehre su taşıyan 533 metrelik bir yapı. Keşif, o dönem arkeoloji dünyasını adeta sarstı. Yazıt, tünelin iç duvarına, girişten 19 metre içeride gizlenmişti. Sanki onu korumak için oyulmuş gibiydi. Tarihsel olarak, yazıt MÖ 701 yılına, Yahuda Kralı Hizkiya’nın hükümdarlığına kadar dayanıyor.
Asur İmparatoru Sanherib’in Kudüs’ü kuşattığı dönemde, Hizkiya şehri susuz bırakmamak için bu tüneli inşa ettirmişti. İncil’de bu olay şöyle geçer: “Hizkiya, Asurlular’ın gelişiyle Kudüs’ü kurtarmak için su kaynaklarını tıkadı ve yönünü değiştirdi.” Yazıt, bu anlatıyı somutlaştırıyor. Osmanlı yönetimi altında bulunan eser, bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.
Siloam Yazıtında Ne Yazıyor?
Siloam Yazıtı, altı satırlık kısa bir metin. Paleo-İbranice alfabesiyle yazılmış, dönemin en eski kamusal inşaat kayıtlarından biri. Yazıtta şunlar yazıyor:
“Bu sesler karşılıklı birbirine bağıranların sesiydi. Çünkü orada kuzey ve güneyden açılan tünel birleşiyordu. Ve o gün kanal açılmış oldu. Tünelin açılmasıyla her iki taraftaki işçiler ve kazmaları karşılaştılar”
Tünel kendisi de müthiş. Dar, karanlık bir koridor; yer yer su damlaları sızıyor. Turistler içinde yürüyebiliyor, o eski adımların izini sürerek adeta tarihi tekrardan yaşayabiliyorsunuz. Bu yapı, Kudüs’ün hayatta kalma mücadelesinin somut bir parçası.
Yahudiler İçin Siloam Yazıtı Neden Önemli?
Yahudiler için Siloam Yazıtı, sadece bir taş parçası değil; kimliğin bir parçası. En eski İbranice kaynaklardan biri olarak, Tevrat’ın (Eski Ahit) tarihsel doğruluğunu kanıtlıyor. 2. Krallar Kitabı’nda (20:20) ve 2. Tarihler’de (32:30) bahsedilen Hizkiya’nın tüneli, Kudüs’ün Asur tehdidine karşı direnişini simgeliyor. Bu, Yahudi halkının inancını ve dayanıklılığını yansıtıyor.
İlginizi çekebilir: İsrail-Filistin Sorunu Nasıl Başladı?
Ayrıca, yazıt Yahudi alfabesinin evrimini gösteriyor. Paleo-İbranice, modern İbranice’nin kökü; bu metin, dilin canlılığını kanıtlıyor. Arkeologlar içinse, MÖ 8. yüzyıl Yahuda Krallığı’nın günlük hayatını aydınlatıyor. Kültürel olarak, Siloam Havuzu (Pool of Siloam) ile bağlantılı. Yeni Ahit’te İsa’nın bir kör adamı burada iyileştirdiği anlatılır (Yuhanna 9). Bu, Yahudilik ile Hristiyanlığın kesişim noktası yapıyor onların inancına göre. Ama Yahudiler için asıl değer, Kudüs’ün ebedi başkenti oluşunda yatıyor. Siloam tüneli, Kudüs’ün kalbine su taşıyan bir damar.
Binyamin Netanyahu, Türkiye’den Yazıtı Almaya Çalışıyor
Yazıt, keşfedildiği sırada zarar gördü ve 1882’de Osmanlı yönetimi tarafından İstanbul’daki Müze-i Hümayun’a gönderildi. Bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergileniyor. Bazı Yahudi akademisyenler, yazıtın Türkiye için önem taşımadığını öne sürerek İsrail’e iade edilmesi gerektiğini savundu. İsrailli yetkililer de bu talebi defalarca dile getirdi.
1998’de dönemin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Başbakan Mesut Yılmaz’dan yazıtı istedi; ancak bu talep reddedildi. 2007’de Kudüs Belediye Başkanı Uri Lupolianski, Türkiye’nin İsrail Büyükelçisi Namık Tan’a aynı talebi iletti, yine sonuç alamadı. Son olarak, 2022’de İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un Türkiye ziyareti sırasında yazıt konusu gündeme geldi, ancak Türk yetkililer bu talebi kesin bir dille geri çevirdi.
Siloam Yazıtı’nın 1882’de İstanbul’a getirildiği dönemde Kudüs, Osmanlı toprağıydı. Yazıt, kendi topraklarımızdan alınarak, korunması için imparatorluğun başkentine, devlet müzesine taşındı. O dönemde İsrail devleti diye bir şey yoktu. Bu yüzden İsrail’in “Türkiye yazıtı çaldı” iddiası tarihi gerçeklerle bağdaşmıyor. Bu eser, Osmanlı’nın kültürel mirası koruma çabasının bir ürünü olarak İstanbul’da bulunuyor.













