Mart Ayı Kitap Önerileri ( 3 Kitap )

Kitap okumak, her insan için farklı bir anlam ifade eder. Bazıları sadece eğlence amaçlı kitap okurken bazıları da bilgi edinme amaçlı kitap okur. Her iki kitap okuma amacının da bizler için faydası olduğunu düşünüyorum. Bu durum sadece kitaplar için değil okuma amaçlı yaptığımız tüm faaliyetler için geçerli aslında.
Okuduğumuz herhangi bir kaynağın veya kitabın bilimsel içeriğe sahip olmaması o kitabın bize hiçbir katkısı olmadığı anlamına gelmez. Okuduğunuz kitaptan veya kaynaktan yeni bir kelime öğrenebilir, okuma hızınızı arttırabilir, anlama kapasitenizi genişletebilir veya hayal gücünüzü geliştirebilirsiniz.
İlginizi çekebilir: Tarihteki En Nadir 10 Kitap
Şöyle de bir durum var. İllaki okuduğum kaynaktan bir amaç beklemek zorunda mıyım diye sorabilirsiniz? Yani sadece eğlence amaçlı kitap okunmaz mı? Tabi ki, okunabilir. Aslında kitap okumayı sevmeyen insanları kitaptan soğutan en önemli sebeplerden biri de her şeyi belli bir kalıba sığdırmaya çalışmamız. Her şeyin bir usulü olduğu gibi kitap okumanın da bir usulü var ve bu usule göre kitap okumayan insanlar gerçek bir okuyucu sayılmıyor.
İşte; her ay düzenli kitap okumalısınız, dünya klasiklerini kesinlikle okumalısınız, okuduğunuz her sayfayı çok iyi şekilde anlamalısınız, bilmediğinizi kelimeleri not etmelisiniz gibi bir sürü şey. Peki, neden? Neden bu kalıplara uymak zorundayım? Aslında asıl soru şu; Bu kalıplara uymak zorunda mıyım? Cevabı çok basit aslında hayır, uymak zorunda değilsiniz. Ne okumak istiyorsanız alın ve okuyun.
İlkokul birinci ve ikinci sınıfta okuduğunuz kitapları hatırlıyor musunuz? Hiçbir amacı olmayan ve bir sürü gerçek dışı unsur içeren çok kısa kitaplardı. Öğretmenimiz, ailemize “Çocuğunuza her gün ne kadar okuyabiliyorsa o kadar düzenli olarak kitap okutmaya çalışın.” derdi. Sebebi sorulduğunda ise okuma hızını arttırmak, okuma sevgisi ve alışkanlığı kazandırmak için cevabını verirdi. Asıl kilit nokta da bu aslında, okuma sevgisi ve alışkanlığı kazandırmak. Bizim kitap okumadaki amacımız da okuma sevgisi olmalı. Kitap okumayı sevin de ister roman, gazete, makale okuyun; ister çizgi roman ve manga okuyun, hiç fark etmez.
Çevremizdeki insanlara da bu şekilde yaklaşıp onları kitaptan soğutmamız gerekiyor. Özellikle de ortaokul ve lise çağlarındaki çocuklara karşı. Çünkü bu yaştaki çocuklar, ortaokuldan itibaren artık yavaş yavaş hikaye kitabı okumaktan roman okumaya doğru geçiyorlar. İlk defa roman okumaya başlayan bir çocuğa ilgi alanını sormadan direkt; şu dünya klasiğini okumalısın, okuduğunu anlamalısın, faydalı bir şeyler okumalısın derseniz o çocuğu baştan kaybedersiniz. Bırakın çocuk istediği konuda ve uzunlukta kendi zevkine göre seçsin kitabını.
Kütüphanede okuma kitabı seçme zevkini bilmeyen ve kitap okumaktan soğutulduğu için sonradan gidince kütüphanelerden sıkılan bir sürü çocuk var. Kütüphane raflarında bir sürü kitabın arasından amaçsızca kitapların arkasını okuyarak, kapağına bakarak, dokunarak ve açıp bir iki sayfasını okuyarak en sonunda istediğin kitabı bulmanın zevki o kadar mutluluk verici ve tatmin edici ki.Çocukların bu zevkten mahrum kalmaması gerekiyor. O yüzden, işe en başta doğru adımlar atarak başlamamız gerekiyor. Unutmayın, çocukları bir şeyden soğutmak kolaydır ama çocuklara bir şeyi sevdirmek o kadar da kolay değildir.
Size yazımın devamında defalarca okuduğum ve okumaya devam edeceğim çok sevdiğim kitaplardan birkaç tanesini önermek istiyorum. Umarım önereceğim kitapları en az benim kadar severek okursunuz.
Kitapçı Dükkanı – Deborah Meyler
Kurumsal marketlerin birinden yaklaşık 2 yıl önce galiba, 4 TL gibi bir fiyata aldığım ve şu an kitaplığımdan eksik etmediğim bir kitap. Kitapçı Dükkanı, Kolombiya Üniversitesinde eğitim almak için Manhattan’a taşınan Esma Garland’in; aşk hayatının, arkadaşlıklarının ve hayallerinin hikayesini anlatıyor. Esma Garland, Manhattan’da Mitchell adında bir adamla tanışıp sevgili oluyor. İlişkilerinin ilerleyen zamanlarında Esma, hamile kalıyor ve bu haberi Mıtchell’e vereceği zaman Mitchell ondan ayrılmak istediğini söylüyor.
İlginizi çekebilir: Herkesin Mutlaka Okuması Gereken 100 Kitap!
Esma, sevgilisi ayrılmak istediği için hamile olduğunu ondan saklıyor ve bebeğini tek başına doğurup büyütmeye karar veriyor. İşte asıl hikaye de bundan sonra başlıyor. Esma, bebeğinin ve kendisinin ihtiyaçlarını karşılamak için The Owl adındaki sürekli gittiği kitapçıda yarı zamanlı olarak çalışmaya başlıyor. Hikayenin devamında da kitapçının sahibi George, yöneticisi Luke ve kitapçının daimi müşterileri ile Esma Garland arasında yaşanan muhteşem dostluğun hikayesine tanık oluyorsunuz. Kitabı biraz daha anlatmaya devam edersem önemli yerler hakkında spoiler vermekten korkuyorum. O yüzden eğer Esma Garland ve kitapçı dükkanındaki dostlarının hikayesini merak ediyorsanız Kitapçı Dükkanı’nı okuyabilirsiniz.
Kitabı ilk aldığımda bu kadar seveceğimi tahmin etmemiştim aslında. Markette dolaşırken uygun fiyatlı gördüğüm için aldığım bir kitaptı. Kitapçı Dükkanı’nı bu kadar sevmemin sebebi çok hayatın içinden olması galiba. Kitapçı Dükkanı’ndaki dostluğu okurken iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz. Eğer kendi hayatınızda da dostluğa ve arkadaşlığa değer veriyorsanız, bu kitabın sizin seveceğiniz türden bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Kitabın arkasında “Hayallerinizden vazgeçmeden, hayatın gerçekleriyle yüzleşmek üzerine yazılmış, baştan sona cesur ve keyifli bir hikaye.” İfadesi yer alıyor. Bu tam olarak Kitapçı Dükkanı’nı anlatan bir ifade. Esma Garland, hayallerindeki Kolombiya Üniversitesi’nden vazgeçmeden hayatının gerçeği olan bebeğini doğurmaya karar vererek cesurca bir adım atıyor ve asıl hayatı bundan sonra başlıyor. Esma Garland’in cesaret dolu hikayesinde ona eşlik etmeniz dileğiyle.
Ben, Kirke – Madelıne Mıller
Ben Kirke, okuduğum ilk Yunan Mitolojisi konulu kitap. Ben normalde pek fantastik temalı kitap okuyan bir insan değilim. Gerçekçi ve yaşanmış hikayeleri okumayı daha çok seviyorum. Ben Kirke, bana fantastik konulu hikayeleri sevdiren ilk kitap oldu. O yüzden bende ayrı bir yeri var. Ben Kirke de kitaplığımın olmazsa olmaz kitaplarından biri. Aklıma geldikçe tekrar tekrar açıp okuduğum ve okumayı sevdiğim yerlerinin bölüm numaralarına kadar bildiğim bir kitap. Ne kadar sevdiğimi siz düşünün artık.
Ben Kirke, Güneş Tanrı’sı Helios’un kızı, Kirke’nin hikayesini anlatıyor. Kirke, Deniz Nympha’sı Perseis ve Güneş Tanrı’sı Helios’un ilk çocuğu. Doğduğunda Kirke ile ilgilenen teyzesi sarı gözleri ve tiz bir sesle ağlamasından dolayı ona “Atmaca” yani Kirke adını verdi. Kirke, bir ölümsüz olmasına rağmen bir ölümlünün sesine ve bedenine sahipti.
Kirke, yaptığı bir hata sonucu sürgün edilmeden önce babasının sarayında neredeyse görünmez bir şekilde günlerini geçiriyordu. Görünür olmasının tek yolunun iyi bir evlilik yapması olduğunu düşünüyordu. Bu sebeple bir ölümlüye, onu ölümsüze çevirecek bir bitki yedirdi. Ama Kirke’nin hesaba katmadığı bir şey oldu. Ölümsüze çevirdiği adam Kirke ile evlenmek yerine onu görmezden gelip Stella adındaki bir deniz Nympha’sına evlenme teklif etti. Bu duruma çok sinirlenen Kirke, Stella’yı istemeden bir canavara çevirdi. İşte bu, Kirke’nin cadılık becerilerini kullandığı ilk an oldu. Bunun sonucunda Kirke, kimsenin yaşamadığı Aiaie Adası’na sürgüne gönderildi ve böylece Aiaie Cadısı Kirke’nin hikayesi başlamış oldu.
Ben Kirke, benim için Yunan Mitolojisine ilk giriş oldu. İlk okumaya başladığımdan beri kaç defa okudum hatırlamıyorum bile. Bu kitabı neden bu kadar sevdiğimi sorsanız verecek bir cevap bulamam büyük ihtimalle. Belki yazarın anlatım tarzından belki de Kirke karakterini sevdiğimden olabilir, emin değilim. Ama seviyorum işte. En çok Kirke’nin gerçek benliğini bulmasının hikayesini seviyorum galiba.
Kitapta Kirke’nin Aiaie Adası’na sürgün edilmesinden itibaren olan bölümleri okumayı daha çok seviyorum. Çünkü bence Kirke’nin asıl hikayesi ondan sonra başlıyor. Hatta kitabı yeniden okumaya başladığımda Kirke’nin sürgün edilmesinden itibaren olan bölümlerden okumaya başlıyorum. Ama tabi siz, ilk defa okuyorsanız baştan başlayın. Çünkü Kirke’nin önceki hayatını bilmeden sonrasını anlayamazsınız. Aiaie Cadısı Kirke’nin, kendisi için yarattığı dünyada ona eşlik etmeniz dileğiyle. İyi okumalar dilerim. Eğer kitap okurken şarkı dinlemeyi seviyorsanız size Ben, Kirke okurken dinleyebileceğiniz bir şarkı önermek istiyorum. Neffex- Dream On şarkısı benim için Kirke ile bütünleşmiş bir şarkı. Umarım siz de beğenirsiniz.
Vahşetin Çağrısı- Jack London
Jack London’ın ilk olarak beyaz diş kitabını okudum. O kitabı çok beğendikten sonra konusu ilgimi çektiği için Vahşetin çağrısı kitabını da okumaya karar verdim. Okuduktan sonra da ne kadar doğru bir karar verdiğimi anladım. Gerçekten iç ısıtan bir hikayesi var.
Vahşetin Çağrısı, hem uzun olmaması hem de akıcı olması sebebiyle baş ucu kitabı olmaya çok uygun bir kitap. Sıkılıp bunaldığınızda, kendinizi huzurlu hissetmek istediğinizde elinizin ilk gideceği kitaplardan biri olacağını düşünüyorum.
Vahşetin Çağrısı kitabının baş karakteri Buck isimli köpek. Asıl hikaye Buck’ın şöminenin başında uyurken bir ses duyduktan sonra dışarı çıkması ile başlıyor. Buck dışarıya çıktıktan sonra etrafta dolaşırken bir anda kendisini bilmediği bir aracın içerisinde buluyor. Buck kaçırıldığını ise evinden çok uzaklara götürüldükten sonra anlıyor.
Kızak köpeklerinin çok rağbet gördüğü bir dönemde Buck satılarak Alaskaya gönderiliyor.
Buck Alaskada kızaklar ile posta taşımacılığı yapan François-Perrault çifti tarafından satın alınıyor. Zor şartlar altında bu çift tarafından kızak köpeği olmak için eğitiliyor. Buck zor şartlara rağmen takım arkadaşları ile uyum içerisinde çalışmayı öğrenerek başarılı bir kızak köpeği oluyor. Daha sonra Buck ve baş kızak köpeği Spitz arasında bir liderlik mücadelesi başlıyor. Bir gece Buck ve Spitz karşılaşmasında Buck, Spitz’i yenerek baş kızak köpeği oluyor.
François- Perrault çifti son posta taşıma işini rekor sürede tamamlayarak görevlerini tamamlıyorlar ve Kanada’ya geri dönmek zorunda kalıyorlar. Çift kanadaya dönerken Buck dahil tüm köpeklerini satmak zorunda kalıyorlar.
Buck kendisini kimin alacağını bilmeden yeni sahibini beklemeye başlıyor. Buck’ı ilk olarak Mercedes, kocası Charles ve kardeşi Hal alıyor. Bu üçlü köpeklerden kendilerinin de de üzerinde olduğu çok ağır bir yükü çekmelerini istedi. Köpeklerin çok zorlandığını gören ve Buck’ın daha önceden yardım ettiği Alaskada yaşayan yaşlı bir adam olan John Thornton Buck’ı kötü muameleden kurtarıyor. Daha sonra Buck ile bir süre kulübesinde yaşamaya devam ediyor. Buck ve Thornton birlikte altın aramak için bir maceraya çıkmaya karar veriyorlar. Buck bu macera sırasında gerçek benliğini keşfediyor.
Buck ve Thornton’un bu yolculuk sırasında ve sonrasında yaşadıkları maceraları merak ediyorsanız kitabı okumanızı tavsiye ederim. Bir solukta okuyup bitirebileceğiniz çok akıcı bir kitap. Bu kitap aynı zamanda filme de uyarlandı. Filmi de en az kitap kadar akıcı ve keyifli. Önce kitabını okumanızı daha sonra da filmini izlemenizi tavsiye ederim.
KİTAP ÖNERİLERİ HAKKINDA VİDEOLAR
https://youtu.be/bDXIr1yMsnM















